Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Çekim yasası 

MUTLAKA İZLE!!! Hayata Bakış Açın DEĞİŞECEK!!




Bu videoda hayat algını tamamen değiştirecek bazı bilgilere geçmeden önce tüm bu bilgilerin insanlığa bilimsel olarak ispatını gerçekleştiren bir doktordan bahsetmek istiyorum. Dr. Bruce Lipton.
Dr. Lipton bir hücre biyoloğu ama bundan çok daha ötesine uzanan bazı çalışmalara imza atmış bir bilim insanı. Bunlardan en önemlisi Dr. Ed Shultz ile birlikte geliştirdikleri hücre transplantasyonu tekniği. Bu teknik ile insan genetik mühendisliğinde çığır açan buluşlarını Kuantum Fiziği prensiplerine uyarlayan Dr. Bruce Lipton bugün yapılmış en önemli çalışma alanlarından biri kabul edilen epigenetik bilimini ortaya çıkardı. Çalışmalarının özünde zihnin bedensel işlevleri nasıl kontrol etiğinin mekanizmasını açığa çıkardı ve sonsuz bir ruhun var olduğunu vurguladı. Daha fazla bilgi edinmek istersen “İNANCIN BİYOLOJİSİ” kitabını okumanı şiddetle tavsiye ederim.
Şimdi gelelim bu doktorun hayat algını yerinden oynatacak bilgilerine… hazır mısın? Bunu dinledikten sonra inançlarımızın ve düşüncelerimizin genetik kodlarımızı ve hücrelerimizi nasıl da dönüştürdüğünü anlayacaksın.

HÜCRELERİN NASIL ÇALIŞTIĞINI ANLARSAN HAYATIN ÖZÜNÜ GÖRÜRSÜN
Sen 50 trilyon hücreden oluşuyorsun ve hücreler canlı varlıklardır. Bu şu demek: sen tek bir insan olarak görünebilirsin ama trilyonlarca hücrenin oluşturduğu bir topluluksun. Her hücre içinde eksi ve dışında artı elektrik yükü taşır. Her bir canlı hücre aslında bir pildir. Her hücre 1.4 voltluk bir enerjiye sahiptir. 50 trilyon hücremiz olduğuna göre bedenimizde şu anda 700 trilyon voltluk bir elektrik gücü vardır. Bu enerjiye hayat enerjisi deniyor ve “chi” olarak da adlandırılmakta. Doğru bir zihinsel tutumla ve meditasyonla bu enerjiyi kendini şifalandırmak için kullanabilirsin. Sen kendini fiziksel ve katı bir varlık gibi görebilirsin ama yeni bilimsel bulgular aslında senin enerji dalgalarından başka bir şey olmadığını söylüyor. Tüm hayvan ve bitki alemi bu titreşimsel alan sayesinde iletişim kuruyor. Buna örnek olarak hayvan aleminde bir ceylan bir aslanın enerji alanını hissederek onun kendisi için tehlike arz ettiğini anlıyor ve titreşim alanına girdiği anda oradan uzaklaşıyor. Eğer küçükken bizlere bu titreşim alanını hissetme konusunda eğitim verilseydi, şu anda kendimizi bize zarar veren insan ve ortamlardan uzak tutmayı öğrenmiş olurduk. Ama maalesef küçük yaşlardan itibaren hislerimizi dinlemeye değil, diğer inanların söylediklerini göre hareket etmeye programlandık.



KONUŞTUĞUMUZ DİL HİSLERİ GİZLEMEK İÇİN İCAT EDİLDİ
Bugün artık biliyoruz ki tüm organizmalar titreşimsel alanda iletişim halinde. Bu organizmalar bu titreşimleri okumayı biliyorlar ve nerede ve nasıl hareket etmeleri gerektiği hakkında doğru bir bilgiye sahipler ama biz insanoğlu bu konuda okur yazar değiliz. Biz aslında bu yeteneğe sahibiz ama kullanmayı bilmiyoruz. Çevrene baktığında tamamen bir illüzyona baktığını fark etmelisin. Çevrende gördüğün katı gerçeklik aslında birbiriyle temas halinde olan titreşim dalgalarıdır. Bu yüzden hiçbir şey yapmasına gerek yok; bir insan bir alana girdiğinde diğer tüm insanları etkiliyor. Bugün fiziğin konusu madde değil partiküllerdir. Kuantum fiziğinde ise artık partiküllerde değil dalgalar çalışılmaktadır. Bu dalgaların birbiriyle etkileşimine ise kuantum alanı adı veriliyor. Sen atomlardan oluşuyorsun ama aynı zamanda bu dalgalardan oluşan kuantum alanısın. Herşeyle BİRSİN çünkü dalgalar birbirinden ayrı düşünelemez.

DÜŞÜNCELERİN DIŞ DÜNYADAKİ GERÇEKLİĞİNİ NASIL ETKİLİYOR?
Bu gördüğün MAGNETO ENCEPHALOPGRAPH (manyeto ensolograf) ; kısaca MEG. Bu makine beyin dalgalarını ölçen EEG’nin geliştirilmiş bir üst versiyonu. MEG’de üstteki başlık insanın kafasına dokunmuyor bile. Bu makine beyin faaliyetlerinin dıştan okunabileceğini gösteriyor. Düşüncelerin beyninin içinde sınırlı halde değil. İnsanların partiküllerden değil dalgalardan oluştuğunu artık biliyoruz ve bu dalgalar birbiriyle içe içe geçmiş vaziyettedir. İşte bu yüzden tanıdığın herkesle bağlantın sürekli olarak devam etmektedir. Bu bağlantı için en yakın örnek telepatik görüşmelerdir. Aklına bir arkadaşın gelir ve onu yıllardır görmüyorsundur ve 10 dakika sonra o arkadaşın seni arar veya aklından bir kişi geçer ve yürürken onunla karşılaşırsın. Düşüncenin oluşturduğu dalgalar tüm hisleri de yansıtır. İyi duygularla düşünürsen o kişi de seni iyi duygularla hisseder ama kötü ve olumsuz hisler gönderirsen o da buna karşılık verecektir. Şunu fark etmen önemlidir ki olumsuz yargı ve düşüncelerin ifade etmesen bile o insan tarafından tamamen hissedilmekte ve sana ayna tutularak geri dönmektedir.

DOĞRU FREKANSTA KALIRSAN NELER OLACAĞINI BİR DÜŞÜN!
Eğer doğru bir frekansta dalga gönderirsen kristal bir bardağı paramparça edebilirsin. Buna harmonik rezonans deniyor. Sen de beyninle çevrene sürekli frekans gönderiyorsun. Gönderdiğin bu frekanslarla uyumlanan diğer enerji dalgalarını böylece etkilmeye başlıyorsun. Gönderdiğin frekansa göre onun alıcısı olan diğer enerji dalgası harekete geçiyor ve tepki veriyor. Eğer korku içinde yaşarsan korkuya uyumlanan bir frekansı harekete geçirirsin. O zaman hayatına o harmonik rezonansta bir kişiyi çekersin. O enerji alanına uygun ortamlara gidersin. Soygun yapmak isteyen bir kişi caddede yürürken kime saldırır? Oradan o anda bir çok insan geçmektedir ama bir kişiyi gözüne kestirir ve tahmin edin kimi seçer? En çok korkana gider. En çok korku enerjisi yayanı, en çok korku verebileceği alıcıyı seçer. Bu yüzden olumsuz duyguların hem alıcısı hem de vericisi olmayı bırakmalısın. Bu alanın içinden tam olarak ancak o zaman çıkabilirsin.



TOPLU HALDE YAYDIĞIMIZ DÜŞÜNCELERİN GÜCÜ KATLANIR
Bir kişi kendi hayatına nasıl etki edebiliyorsa toplu halde üretilen düşünceler de toplumları etkilemektedir. Yeterli sayıda insan savaş düşüncesine katılım yapmasa savaş oluşmaz. Bu kritik sayı düşüncesinin hayata geçme hızını ve o toplumdaki kalıcılığını belirliyor. Enteresan bir örnek Amerika’da yaşanmış. 11 Eylül olayından bir sene sonra aynı gün ulusal piyangoyu kazanan numara 911. Bu tabi ki tesadüf değil. O gün çok sayıda insanın o tarihi düşünmesinin bu sayıların çıkmasına katkıda bulunduğu çok net. Kolektif olarak çevremizdeki gerçekliği an ben an o şekilde görünür ve yaşanır kıldığımızı fark etmemiz çok önemli.

SEN BİR HÜCRELER TOPLULUĞUSUN NE DEMEK?
Her bir hücre kendi bilincine sahip ama bir topluluğa dahil haldedir. Bu topluluğun tamamı aynaya baktığında “sen” olarak gördüğün varlık. 50 trilyon hücrenin bütününe bakıyorsun. Bir hücre topluluğun parçası olduğunda kendi zekasını bırakıp ana kumandaya bağlanıyor. Bu topluluğun oluşturduğu organizmanın ana yönetim merkezi var ve bu merkezden gelen emirler doğrultusunda hücreler hareket ediyor. Ana kumandadaki ses hücrelere “ölün” derse hücreler hemen ölüyor. Ana kumandadaki bu ses zihnin sesi. Yalnız zihnimizin iki parçası var ve bu ses bu iki parçanın toplamından geliyor. İlk olarak dışan ve içten gelen sinyalleri algılayan beynimiz var. Beyin gelen sinyalleri yorumlayarak hücrelere ne yapmaları gerektiğini bildirir. Beynin işlevi algılamak ve algı ise beynin gelen sinyalleri yorumlayışı. Buna göre herkes dıştaki ve içteki verileri değişik değişik yorumlayan beyinlere sahip ve buna göre ise algısı da değişiyor. PLASEBO etkisi olarak bilinen bir fenomen var. Buna göre eğer bir ilacın veya ilaç görünümünde bir hapın sende iyileşme etkisi yaratacağına derinden inanırsan iyileşiyorsun. Bu tıpta bilinen ve hatta doktorların çok kullandığı bir durum. Sana bir vitamin veya etkisiz bir ilaç yazıyorlar ve diyorlar ki bu seni iyileştirir. Verdikleri şeyin hiçbir etkisi olmamasına rağmen gerçekten de iyileşiyorsun. Seni iyileştiren ne peki? Doktorun verdiği hap değil; olumlu düşüncenin kendisi seni iyileştiriyor. Son yapılan istatistiklere göre ameliyat dahil tüm tıbbi vakaların 3te biri plasebo etkisiyle iyileşiyor. Plasebo madalyanon olumlu düşünce tarafı; peki olumsuz düşünce tarafında ne oluyor? O zaman da plasebonun tam tersi olan nosebo etkisini görüyoruz. Madalyonun öteki tarafında olumsuz düşüncenin seni öldürebileceği gerçeği var. Aslında aynı etki iş başında. Biri seni iyileştirirken diğer seni hasta ediyor ve hatta ölüme bile götürebiliyor. İşte burada özellikle doktorların konuşurken çok bilinçli olmaları gerekiyor çünkü eğer bir doktor sana bir hastalığın olduğunu ve bunun seni öldürebileceğini söylerse ve sen de buna inanırsan nosebo etkisi devreye girer. Bu düşünce bir inanca dönüşüp gerçekten öldürücü olabilir. Güney Amerikada aşırı tutucu baptist bir dini grup var. Bu gruptakiler kendilerini öyle bir dini inanışla transa sokuyorlar ki zehirli yılanlara kendilerini ısırtıyorlar ve onlara hiçbir şey olmuyor. Tıbbı incelemeler aldıkları yılan zehirinin öldürücü dozlarda olduğunu gösteriyor ve şu ana kadar ölümle sonuçlanan bir vaka yok. Düşün ki zehir içip zehirlenmeme durumu mümkünse o zaman inançların yediğin içtiğin şeylerin zararını belirliyor demektir. Eğer yediğin içtiğin şeylerin sana zarar vermediğine derinden inanırsan o zaman ne yersen veya içersen iç sana bir zararı olmayacak demektir. Buradaki kilit ne? Buradaki kilit kayıtsız şartsız İNANMAK. Bu derin ve tam teslimiyet halindeki inanç seni sen yapan tek şey.



İNANÇLARIN ÜZERİNDE TAM KONTROL SAHİBİ OLABİLİRSİN!
Eğer küçük yaşlardan itibaren bu bilgiye sahip olarak yetiştirilseydik hayatımızın ne kadar değişik olabileceğini bir düşünün. Yalnız güzel bir durum var ki aslında hiçbir şey için GEÇ DEĞİL! Eğer zihnin, hücrelerin ve enerji dalgalarının işleyişini fark edersen tam o anda büyük bir sıçrama yapmış oluyorsun. Bu sıçrama için özellikle bir çalışma yapmana gerek yok. Bu bilginin kendisi senin algında büyük değişime yol açıyor. Algın değiştiğinde ise tüm gerçekliğin değişmiş oluyor. Sadece tekrar tekrar bu bilgiyi kendine hatırlatman gerekiyor. Bunun için sürekli bu konularda okumanı, konuşmanı ve izlemeni ; kısaca hayatının içine bu bilgiyi tam olarak katmanı tavsiye ederim.

Sevgi ve ışıkla kal…

Yazan ve Seslendiren: Didem Çiloğlu


İlginizi Çekecek İçerikler

Yorum Yaz