Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Çekim yasası 

Hayatına YÜKSEK BENLİĞİN ile yön ver!





Pek çok kişisel gelişim kitabında daha mutlu ve daha başarılı olmanın sırlarını bulabilirsin. Ama iş hayatta bunlara ulaşmaya geldiğinde durum biraz daha farklı. Bazen uygulamada, bazen tutumumuzda, bazen de küçük detayları kaçırdığımızda işler istediğimiz gibi gitmeyebilir. Sıkça söylendiği gibi harita arazinin kendisi değildir. Yani zihnimizdeki planlarla gerçek hayat örtüşmeyebilir.

Peki başarısızlık ihtimali bizi korkutmalı mı? Bazı kişileri tamamen durma noktasına getiren bir duygudan söz etmek istiyorum. Aşırı ihtiyatlılık. Beğenilmeyeceği korkusuyla sevdiği kızın yanına sokulamayan, red cevabını almamak için istediği işe başvurmayan, sabah 9 akşam 6 işinin konforunu bırakıp istediği şirketi kuramayan hemen herkesin başına çöreklenmiş korkuyu inceleyelim.

Öncelikle, içinde bu korkuyu barındırıyorsan belirli bazı dil kalıplarını kullandığını fark edersin. Ya başıma bu gelirse, ya reddedilirsem, ya bana gülerlerse. Kısacası “ya” ile başlayan her cümle riski işaret eder. Amerikalı girişimci Jim Rohn buna fakir lisanı adını veriyor. Bir durumdan bir başkasına geçiş yapmak her zaman risklidir. Bu korkuyla hareket ettiğinde bir değişim yapmadan önce başına “ya” getirebileceğin yüzlerce cümle kurabilirsin. Her “ya” cümlesi seni  mevcut durumunun o kadar da kötü olmadığına ikna edebilir. Üstelik değişimin gereksizliğini ve tehlikelerini sayarak seni yolundan döndürmeye çalışır. Gerçekte olan şudur. Kullandığımız dil kalıbı bizi hipnotize etmekte ve mevcut korkumuzu güçlendirmektedir.



Ama biz insanlar çözüm odaklı varlıklarız. Sürekli kendi yarattığımız kapanlara hapsolmak bize göre değil. Sürekli gelişmek, sürekli öğrenmek ve korkuları aşıp cesaret kazanmak hayat amacımıza uygun yaşamak demek. Bu açıdan bakıldığında risksiz bir yaşamın hiç de ideal olmadığını görürüz.  Doğmak, büyümek ve hayatta bir yer edinmek her zaman bir miktar risk içerir. Problemle yüzleşmekten kaçınmak ve ertelemek ise elimizdeki en değerli hazineyi, zamanı biraz daha eksiltir ve unutma ki kimsenin yeterince zamanı yoktur. Nihayetinde kimse bu hayattan sağ çıkamaz!

Neyse ki her problem içinde saklı bir çözümle hayatımıza girer. Ama çözüme ulaşmak için önce kendi oluşturduğun lisanın ardındaki gerçek problemi görebilmelisin. Her ne problem yaşıyorsan onu kelimelerle düşünmeden önce problemin içinde durabilmeyi öğrenmelisin. Bu, mevcut problemle barış yapmak anlamına gelir. Zihnin bahaneler bulmak için çırpınmaz veya problemi neden çözemeyeceğin konusunda vaaz vermeye kalkmaz. Sadece problemle kalırsın. Onu düşünmezsin, kalbinde hissedersin. Ulaşamadığın sevgiliyi, elde edemediğin işi, açamadığın şirketi. Önünde senin ona kavuşmanı bekleyen ama sen o son adımı atmadığın için uzakta duran o şeyi beklersin. Derken sessizlik içinde mucizevi bir şey olur. Şu anki durumunla, var olanla barışırsın. Bu çekim yasasının başlangıç noktası aynı zamanda yüksek benliğinle temas kurduğun sıfır noktasıdır.

Hayatına girmiş herhangi bir problem, geçmiş yaşamındaki bir düşünme biçiminin sonucudur. Tüm problem ve yoksunluklar bu düşünme biçiminin bilinçaltında bıraktığı tortunun yansımasıdır. Tortu deyince akla sadece olumsuz etkiler gelmesin. Olumlu pek çok düşünce de üzerimizde bu tortuyu, yani enerjisel izi bırakır. Olumlu enerjisel izlerin çalışması çekim yasasının doğru çalışmasıdır.



Aynen Buddha’nın dediği gibi ““Bugünkü yaşamımız dünkü düşüncelerimizin, yarınki yaşamımız da bugünkü düşüncelerimizin eseridir. Yaşam aklın eseridir. Hayatımızı zihnimiz yaratır.”

Şu anda olanı kabul ettiğinde ve mevcut gerçekliğine direnç göstermediğinde hayatının o safhasının geçip gitmesine izin verirsin. Bu tutum bize içinde bulunduğumuz koşulları değiştirme fırsatı verir. Buna karşılık, herhangi bir problemi zihninde evirip çevirmeye başladığında çekim yasası gereği o daha çok hayatına girecektir.

YÜKSEK BENLİĞİ TANIDIKÇA ÇEKİM YASASI ÇOK DAHA HIZLI ÇALIŞIR.

Bir sonraki adım yüksek benliğinin egodan farklı bir bakış açısına sahip olduğunu fark etmektir. Yüksek benliğe göre karşılaştığın her zorluk bir gelişim fırsatıdır. Böyle bir fırsat önünde geldiğinde görünen aşırı ihtiyatlılık, kendini koruma içgüdüsünün bir sonucudur. “Ya şöyle olursa”  diye başlayan cümlelere genelde rahatsız edici, huzursuz hisler eşlik eder. Sistemimiz değişimin yaklaştığını hissetmekte ve kendini bilinmeyene karşı korumaya çalışmaktadır.

Yüksek benlik ile ego bilinmeyene çok farklı yönlerden bakar. Ego tam bir muhasebecidir. Gelirler ve giderlere baktığında mevcut durumu korumanın mantıklı olduğunu düşünür. Ona göre bilinmeyen bilinmediği için bir şey vaat etmez. Bilinenin korunaklı dünyasında kalmak daha değerlidir.



Öte yandan yüksek benlik problemin üzerine cesaretle gidildiğinde açığa çıkan gelişim fırsatını görür. Ona göre sorunları çözerek güçlenmek hayatın amacıdır.  Yüksek benlik, eğer ona izin verirsek, geçmiş koşullanmalarımız bizi ne kadar çıkmazsa sokmuş olsa da bizim üzerimizde çalışmaya hazırdır. Yüksek benliğin kendini göstermesi için niyet ettiğinde içinde bulunduğun durum çözülmeye başlar.

Aslına bakarsak problemi çözmek ifadesi tam da doğru değildir. Dualite yasasına göre her şey karşıtıyla var olur. Dolayısıyla her problemin içinde çözümü gizlidir. Mevcut halinle barış yaptığında enerjin hızla dönüşür ve gizli çözümü bulma ihtiyacın ortadan kalkar.

İçinde bulunduğun hale direnmemek ve sıfır noktasına dönmek problemi de çözümü de ortadan kaldıran gizemli bir dönüşüm getirir. Enerjin dönüşünce kendini ne problemin ne de çözümünün olmadığı bir yerde bulursun. Derenin içinde duran birinin susuzluk çekmemesi gibi enerjin seni o problemin asla oluşmayacağı bir noktaya getirir. Bir başka deyişle problem çözülmüş değil hayatından komple silinmiştir.



Bu, senin bulabileceğin en iyi çözümden bile daha iyidir. Olana bitene direnç göstermeyince yüksek benliğin kontrolü ele alır ve geçmiş düşüncelerin tortularını siler. Bir yandan da yeni enerjiye uygun fikir ve ilhamları fark etmeni sağlar. Bunun olması için tek yapman gereken söz konusu problem aklına geldiğinde ona korkuya kapılmadan sessizce bakabilmektir. Bu bakış ilk başta canını sıksa da, seni üzse de, güvenlik duygunu sarssa bile iyileştirici bir etki yapar. Zihinsel konuşmaya kaptırmadan sessizce durmak bir seçimdir. Kendini egoya kaptırmadan, daha yüksek bir enerjiyle hayatını sürdürmeyi seçmektir ve mucize sessizlik içinde başlar.

Yazan Cem Çiloğlu

Seslendiren: Didem Çiloğlu

İlginizi Çekecek İçerikler

Yorum Yaz